Anasayfa  
     
         Cihan Kumaş  
     
         İletişim  
     
     
  Anatomi  
     
  Solunum Yolu Hastalıkları
ve bozuklukları
 
     
  Dinlenme Durumunda
Endoskopik Muayene
 
     
  Yüksek Hızlı Koşu Bandı
Endoskopisi
 
     
  Mobil Endoskopi  
     
  Teşhis Yöntemleri  
     
  Linkler  
     
  Kaynaklar (Referances)  
     
  Atlarda Kullanılan Temel
Görüntüleme Yöntemleri
 
     
  COPD  
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     

FARENKS BÖLGESİNİN ENDOSKOPİK MUAYENESİ

FARENKS BÖLGESİNİN ENDOSKOPİK ANATOMİSİ.
Farenks; nazal boşluk, oral boşluk, larenks ve özefagus’u birbirine bağlayan tüp şeklinde muskulo-membranöz bir yapıdır. Farenks boşluğuna ikişer konha, hava keselerinin farengeal açıklıkları, oral açıklık, larengeal açıklık ve özefagus açıklığı olmak üzere toplam yedi yapı açılmaktadır Farenks nazo-farenks ve oro-farenks olarak ikiye ayrılmıştır. Farenksin dorsal bölümü, (nazo-farenks) siliyalı epitel hücreleri tarafından kaplanmıştır. Bu bölümün submukozasında çok sayıda bölgesel lenf yumrusu yer almıştır. Farenksin ventral bölümü olan oro-farenks skuamoz epitel hücreleri tarafından kaplanmıştır (Rush ve Mair 2004).
Yumuşak damak sert damağın kaudalinden larenkse kadar uzanan muskulo-membranöz bir yapıdır. Yumuşak damak kaudalde, özefagal farenks bölgesinde ostium intrapharyngium adı verilen bir deliğe sahiptir. Bu deliğin arka uçları kaudodorsale doğru uzanarak arynetoid kıkırdakların yukarısında palatopharyngeal arkı oluştururlar Epiglottis bu delik içerisinde hareket eder. Ayrıca bu delik oro-farenks ve nazo-farenksin birbirine açıldığı tek yerdir. Yumuşak damak oro-farenks ve nazo-farenksi birbirinden ayıran yapıdır. Yumuşak damağın ventral yüzü ağız mukozası, dorsal yüzü solunum sistemi mukozası tarafından kaplanmıştır  (Rush ve Mair 2004).
Farenks bölgesinin endoskopik bakıda gözlenen önemli yapıları; sağ ve sol hava keseleri açıklıkları, farengeal resesus’a doğru yoğunlukla görülen lenfoid yapılar, farengeal resesus ve yumuşak damaktır (Rush ve Mair 2004).

FARENKSTE GÖZLENEBİLEN BOZUKLUKLAR


FARENGEAL LENFOİD HİPERPLAZİ:
Evcil hayvanlarda sadece tek tırnaklılarda nazo-farenks bölgesi lokal mukozal savunma sistemine sahiptir. Nazo-farenks bölgesindeki mukoza, mikroskopik karakterde lenf düğümleri ile bezenmiştir. Bu lenf düğümlerinin çeşitli nedenlerle şişmesine folliküler farengitis veya farengeal lenfoid hiperplazi adı verilir (Tan ve ark. 1997). Farengeal lenfoid hiperplazi iki yaşından küçük atlarda, erişkinlere oranla daha sık görülür  Beş yaşından büyük atlarda görülmesi patolojiktir ( Embertson 1998).
Hastalığın etiyolojisini hazırlayıcı ve yapıcı nedenler oluşturur. Hayvanın alerjik yapıda olması, iklim, stres, ahır hijyeni (özellikle altlık olarak talaşın kullanılması) ve ahırın havalandırma durumu hazırlayıcı nedenlerdir. Yapıcı nedenler olarak bakteriler, viruslar ve polenler gösterilebilir. Hazırlayıcı ve yapıcı nedenlerin etkisi sonucu meydana gelen olumsuz etkiler, lenf düğümlerinde oluşturulan T lenfositler tarafından engellenir. Olumsuz etkilerin devam etmesi sonucu daha fazla T hücresi salgılanır ve bu fazlalık lenf düğümlerini etkileyerek şişmelerine neden olur (Tan ve ark. 1997).

Klinik semptomlar:
Tüm formlarda dinlenme durumunda herhangi bir semptom görülmez. Genellikle I. ve II. formlarda klinik belirti yoktur. III. ve IV. formlarda meydana gelen ödem nedeniyle anormal solunum sesleri ve egzersiz intolerans gelişebilir. Ödem miktarı fazla ise egzersiz esnasında frangeal kollaps oluşabilir (Tan ve ark. 1997).

Endoskopik görünüm:
Hastalığın kesin teşhisi sadece endoskopik muayene ile yapılabilir. Lenf yumrularında meydana gelen değişikliklere göre farengeal lenfoid hiperplazi 4 formda değerlendirilir:
I.FORM: Lenf düğümleri hafif kabarmış ve beyaz renktedir. Farenksin üst duvarında görülür (Rush ve Mair 2004).
II: FORM: Bölgesel lenf düğümleri birinci forma göre sayıca daha fazla, fakat hiperemik bir görünüm almıştır. Farenksin yan duvarlarına doğru yayılma eğilimi gösterir (Rush ve Mair 2004).
III. FORM: Bu formda, hiperemik lenf düğümlerinin sayıları artar ve hacimleri daha da büyür.  Hiperemik lenf düğümlerinin sayısı, beyaz olanlara oranla fazlalaşmıştır. Hiperplazik lenf düğümleri, bölgenin ödemli bir görünüm almasına neden olur. Lenf yumruları farenksin sağ ve sol duvarına doğru daha yayılmıştır (Rush ve Mair 2004).
IV: FORM: Bu formda bölgesel lenf düğümleri sayıca çok artmış ve büyümüştür. Bölgenin ödemli olmasından dolayı düzensiz bir doku üremesi görüntüsü belirlenir. Lenf düğümlerinin hepsi koyu kırmızı renktedir (Rush ve Mair 2004).

DAMAK YARIKLIĞI (PALATİNE CLEFT):
  Damak yarığı taylarda görülen konjenital bir malformasyondur. Atlarda çok seyrek (%0.1- 0.2) olarak görülür  (Semevolos ve Ducharme 1998). Deformasyon genellikle yumuşak damağın kaudal ucunda meydana gelir.

Klinik bulgular:
Tayın süt emme esnasında, ağzından ve burnundan sütün geri gelmesi hastalığın en önemli bulgusudur.

Endoskopik görünüm:
  Damak yarığı, genellikle yumuşak damağın kaudal bölümünde meydana gelir. Endoskopik muayenede, yumuşak damağın bütünlüğünün bozulduğu görülür ( Rush ve Mair 2004).

YUMUŞAK DAMAĞIN DORSAL DEPLASMANI (DORSAL DISPLACEMENT OF THE SOFT PALATE-DDSP):
DDSP yarış atlarında, üst solunum yollarında tıkanıklığa neden olan hastalıklar içinde en sık rastlananıdır ve performans düşüklüğüne neden olur  (Franklin ve ark. 2004). Yumuşak damak normalde epiglottissin altında yer alır ve bazı durumlarda epiglottisin üzerine çıkabilir. Fakat yutkunma refleksiyle tekrar normal konumuna geri döner. Eğer yumuşak damak sürekli olarak epiglottisin üzerinde kalıyor ve yutkunma refleksiyle de kolay bir şekilde normal pozisyonuna geri dönmüyor ise yumuşak damağın dorsal deplasmanı gerçekleşmiş olur. DDSP, genellikle erişkin atlarda görülmesine rağmen taylarda da görülebilir (Altmaier ve Morris 1993).
DDSP’ nin yapıcı nedenleri hala büyük oranda varsayıma dayanmaktadır ( Ducharme ve ark. 2003). Hastalığın oluşumunda birçok faktörün etkili olduğu düşünülmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: Larengeal nöropatiler, yumuşak damakta doğuştan veya sonradan meydana gelen yapısal bozukluklar (yumuşak damağın serbest ucunun ülserleşmesi, farengeal paraliz, intrapalatal kistler); Epiglottise ait bozukluklar (hypoplasia, deformasyon, entrapment, subepiglottik kistler ve epiglottitis); Atın ağzından nefes almasına neden olan bozukluklar (dişlerdeki bozukluklar, binek esnasında veya egzersiz esnasında boynun aşırı fleksiyonu); Farenks bölgesindeki bozukluklar (farengeal lenfoid hiperplazi, farengitis, farengeal kistler, üst solunum yolları enfeksiyonu, neoplaziler) ve nöromuskuler bozukluklar (Rush ve Mair 2004).

Klinik semptomlar:
  Dinlenme durumunda herhangi bir semptoma rastlanmaz. Semptomlar  özellikle maksimum efor esnasında belirgin hale gelirler. DDSP’de egzersiz esnasında deplase olan yumuşak damağın vibrasyonu sonucu gürleme sesi duyulur. Vakaların %30’ unda bu ses duyulmayabilir (Rush ve Mair 2004). Yarış esnasında at yer değiştiren yumuşak damağın meydana getirdiği rahatsızlıktan kurtulmak için yutkunur ve baş boyun hareketleri ile bunu destekler, bu hareketler atın konsantrasyonunun bozulmasına neden olur. Ayrıca deplase olan yumuşak damak, larenks girişinin büyük bir bölümünü kapattığı için at yüksek efor esnasında oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve yarışı bırakır.

Endoskopik görünüm:
Bozukluğun kesin teşhisi, endoskopik muayene ile yapılır. Muayene esnasında yumuşak damağın epiglottisin üzerine çıktığı ve larenks girişini yarı yarıya kapattığı görülür. Yumuşak damağın dorsal deplasmanının kesin bir şekilde teşhis edilebilmesi için atın koşu bandı üzerinde iken endoskopik muayenesinin yapılması gerekir. Koşu bandı üzerinde yapılan muayenede, yumuşak damağın ne kadar süre ile epiglottisin üzerinde kaldığı ve yumuşak damağın serbest ucunda meydana gelen vibrasyon rahatlıkla görülebilir. Teşhis için yumuşak damağın epiglottisin üzerinde 8 saniyeden daha fazla kalması gerekmektedir. Geçmişte yumuşak damağın serbest ucunda görülen ülserler yumuşak damağın deplase olduğunun bir kanıtı olarak düşünülürdü. Son dönemlerde özellikle koşu bandı ile birlikte yapılan endoskopik çalışmalar, ülserasyon ile deplasman arasında bir ilişkinin olmadığını göstermiştir (Rush ve Mair 2004).

FARENGEAL KİSTLER:
Atlarda üst solunum yollarında meydana gelen kistlerin büyük bir bölümü subepiglottik alanda, az bir bölümü ise dorsal nazofarengeal bölgede bulunurlar (Haynes ve ark. 1990). Çoğunlukla solunum yollarında tıkanıklığa, yutkunma güçlüğüne ve anormal solunum seslerine neden olan bu kistler, çapları 1–5 cm arasında değişen, yumuşak duvarlı fluktan yapıya sahip kitlelerdir. Subepiglottik ve dorsal nazofarengeal bölgelerde görülen kistlerin kaynağı, embriyonik birer kalıntı olan tyroglossol ve craniopharengeal kanallardır (Beech 1991).

Klinik semptomlar:
Semptomlar tay ve erişkin atlarda faklılık gösterir.Bir yaşından küçük taylarda görülen semptomlar; solunum yollarında tıkanıklık, yutkunma güçlüğü, anormal solunum sesleri, kronik öksürük, bilateral mukopurulent nazal akıntı ve pneumonidir. Bir yaşından büyük atlarda görülen semptomlar ise anormal solunum sesleri, egzersiz intoleransı, eğer kist büyük ise yutkunma güçlüğü ve nazal akıntıdır. Semptomlar egzersiz esnasında daha belirgin hale gelir. Erişkin atlarda kistlere bağlı pneumoni vakası görülmez (Beech 1991). Endoskopik görünüm: Kesin teşhis için endoskopik muayene şarttır. Endoskopik muayenede subepiglottik bölgede, yumuşak damağın kaudal ucuna yakın bölgede ve farengeal bölgede çapı 1–5 cm arasında değişen yumuşak duvarlı, fluktan yapıya sahip kitlenin görülmesi teşhis için yeterlidir. Bazen kist yumuşak damağın kaudal ucunda ventral bölgede yerleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda muayenenin çok dikkatli bir şekilde yapılması gerekir. Aksi takdirde kist görülmeyebilir (Beech 1991).

FARENGEAL KOLLAPS: Özellikle egzersiz esnasında, inspirasyonda oluşan negatif basıncın etkisiyle farenksin yan duvarlarının, farengeal boşluğu kapatacak şekilde birbirlerine doğru yaklaşmaları sonucu farengeal kollaps şekillenir. Dorsal farengeal duvarda da kollaps oluşabilir. Farengeal kollaps, nazofarengeal bölgede meydana gelen nöromusküler bozukluklar veya farengitis sonucu oluşabilmektedir (Rodgerson 2003).

Klinik semptomlar:
Dinlenme durumunda herhangi bir semptoma rastlanmaz. Egzersiz intoleransı ve anormal solunum sesi en önemli klinik semptomlardır.

Endoskopik görünüm: Mevcut klinik semptomlar hastalık için spesifik değildir. Koşu bandı üzerinde yapılan endoskopik muayene ile hastalığın kesin teşhisi konur. Muayenede, inspirasyon esnasında oluşan negatif basıncın etkisiyle farenksin her iki lateral duvarının birbirine yaklaşarak farengeal boşluğu kapattığı görülür.

FARENGEAL KOMPRESYON: Retrofarengeal kitleler, özellikle retrofarengeal apseler, hiperplazik retrofarengeal lenf yumruları ve tümörler, yerleşim yerlerine göre farenksin tamamına ya da belirli bir bölgesine baskı yaparak farengeal boşlukta daralmaya neden olabilirler (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Klinik semptomlar:
Klinik belirtiler lezyonların boyutlarına ve yerleşim yerlerine bağlı olarak değişmektedir. Belirtiler genellikle yutkunma ve solunum güçlüğü şeklindedir (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Endoskopik görünüm:
Farengeal boşlukta, lezyonların bulunduğu bölgelerde daralmalar gözlenir.

NAZO-FARENGEAL SİKATRİKS:   Nazo-farenks bölgesinde fibröz doku ağlarının meydana getirdiği ve nazo-farengeal kanalda daralmalara neden olan transversal yerleşimli bozukluklardır. Genellikle beş yaşından büyük atlarda görülür (Rush ve Mair 2004).

Klinik semptomlar:
Egzersiz intoleransı, anormal solunum sesleri ve solunum güçlüğü en belirgin semptomlardır. Bazı vakalarda hiç belirti görülmeyebilir. Yapılan araştırmalarda nazofarengeal sikatriksin dişilerde daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir (Rush ve Mair 2004).

Endoskopik görünüm: Semptomlar spesifik olmadığı için diğer hastalıklar ve bozukluklarla kolaylıkla karıştırılabilir. Bu nedenle endoskopik muayene kesin teşhis için önemlidir. Endoskopik muayenede nazo-farenks bölgesinde oluşan fibröz dokunun genişliği ve uzunluğuna bağlı olarak çeşitli şekillerde daralmalar görülür.

HAVA KESELERİNİN ENDOSKOPİK MUAYENESİ

HAVA KESELERİNİN ENDOSKOPİK ANATOMİSİ

Östaki borusunun bir divertikulumu olarak meydana gelen hava keseleri evcil hayvanlar içerisinde sadece tek tırnaklılarda bulunmaktadır. Hava keselerinin fonksiyonları kesin olarak bilinmemektedir. Hava keselerinin her birinin hacmi 300–500 ml arasında değişmektedir. Hava keseleri östaki borusunun farengeal ucuyla nazo-farengeal boşluğa açılırlar. (Traub-Dargatz ve Brown 1997). Hava keseleri dorsalde kafatasının tabanı ve atlas, ventralde nazofarenks ve rostral özefagus, medialde longus capitus kası, rectus capitus ventralis kası ve median septum, lateralde ise birçok damar ve kasla çevrelenmiştir. Hava keseleri stylohyoid kemiği ile medial ve lateral olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Medial bölüm lateral bölümün yaklaşık iki katı genişliğindedir. Kranial sinirlerden IX. (glossofrangeal), X. (vagus), XI. (accessory) ve XII. (hypoglossal) sinirler, kranial servikal ganglion ve internal karotid arter medial bölümde bulunmaktadır. Endoskopik muayenede IX ve XII. kranial sinirler, internal carotid arterin lateralinde gözlenebilir. X. ve XI. kranial sinirler her zaman görülemeyebilir. Lateral bölümde ise external karotid arter görülebilir. Ayrıca östaki borusunun kaudal uzantısı da hava keselerinin içinde görülebilmektedir. Her iki hava kesesi birbirinden ince bir doku ile ayrılmıştır (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

HAVA KESELERİNDE GÖZLENEBİLEN BOZUKLUKLAR

HAVA KESELERİNİN TİMPANİSİ:
Hava keselerinde aşırı miktarda havanın birikmesi ve biriken havanın dışarı atılamaması sonucu meydana gelen bir bozukluktur. Timpani tek veya çift taraflı olabilir. Hastalığın etiyolojisi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, üst solunum yolları enfeksiyonları, hava keselerinin kapaklarında meydana gelen nöromuskuler disfonksiyonlar ve hava keselerinin lamina medialislerinde meydana gelen kalınlaşmalar, hastalığın başlıca hazırlayıcı nedenleridir. Hava keselerinin timpanisi genellikle bir yaşından büyük taylarda görülmektedir (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Klinik semptomlar:
Hava kesesi timpanisi olan bir atta solunum güçlüğü, yutma güçlüğü, parotid bölgede şişkinlik ve aspirasyon pneumonisi gibi semptomlar görülür (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Endoskopik görünüm: Etkilenen hava kesesinin bulunduğu tarafta, farenksin dorsal bölümünden nazo-farengeal boşluğa doğru bir sarkma göze çarpar. Bunun sonucunda nazo-farengeal boşlukta daralma meydana gelir.

HAVA KESELERİNİN EMPİYEMİ: Hava keselerinin irinli yangısıdır. Başlıca hazırlayıcı faktör olarak kese içerisindeki mukosiliar aktivitenin bozulması ve mukus oluşumunda ve drenajında meydana gelen bozukluklar gösterilebilir. Bunun sonucunda fırsatçı bakteriler çoğalır ve yangı başlar. Streptokoklar hava keseleri empiyeminin oluşumunda en sık rastlanan etkenlerdir (Traub-Dargatz ve Brown 1997). Hava keseleri empiyemi genellikle genç atlarda görülür.

Klinik semptomlar:
Hava keseleri empiyeminde  mukopurulent nazal akıntı, parotid bölgede şişkinlik, yutkunma güçlüğü, solunum güçlüğü ve anormal solunum sesleri şeklindedir (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Endoskopik görünüm: Endoskopik muayenede, hava keselerinin kapaklarında mukopurulent akıntı görülebilir. Eğer irin içerde birikmiş ve drene olmamış ise farenksin dorsal bölümünden nazo-farengeal boşluğa doğru sarkma meydana gelir. Hava kesesi içine girildiğinde mukozalarda hiperemi, purulent akıntı ve bazen de purulent materyalin sertleştiği, (chondroid) görülebilir. Farengeal ve özefegal travmalar nedeniyle oluşan apselerin hava keseleri içine doğru açılması sonucunda da hava keseleri empiyemi şekillenebilir (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

HAVA KESELERİNİN MİKOZİSİ: Hava kesesi duvarının fungal yangısıdır. Çoğunlukla hastalığı oluşturan etken Aspergilluslardır. Yaş, ırk ve cinsiyetin hastalığın oluşumunda hazırlayıcı etkileri yoktur (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Klinik semptomlar:
 Dinlenme halindeyken meydana gelen epistaxis ilk ve en önemli belirtidir. Hastalığın başlangıç döneminde kanama az ve taze görünümlüdür. İlerleyen dönemlerde kan koyu kıvamlı ve mukuslu bir hal alır. Hava keselerinin mikozisi sonucu nörolojik bozukluklar da meydana gelebilir. Farengeal paraliz bunun en önemli örneğidir. Farengeal paraliz sonucu; yutma güçlüğü ve alınan gıda maddelerinin burundan geri geldiği görülür. Aynı zaman da sinirlerde meydana gelen hasarın boyutuna göre yüz felci, fotofobi, parotid bölgede ağrı ve ilerlemiş durumlarda körlük şekillenebilir (Rush ve Mair 2004).

Endoskopik görünüm: Hastalığın başlangıç döneminde, etkilenen hava kesesinin giriş kısmında kan veya mukus görülür. Hava kesesi içine girildiğinde mikotik plaklar görülür. Fungal plakların en sık görüldükleri yerler, medial bölümün tavan kısmı ve lateral bölümün lateral duvarıdır (Lane 1989). Bu bölgelerde internal karotid, external karotid ve maxillar arter gibi büyük arterler bulunur. Etkenin bu arterler üzerinde meydana getirdiği erozyon nedeniyle kanama meydana gelir. Bazı durumlarda oluşan kanama nedeniyle mikotik plaklar görülemeyebilir. Etken hava keseleri arasında bulunan mukozal duvarı hasara uğratıp, sağlıklı durumda bulunan hava kesesine geçebilir (Rush ve Mair 2004).

HAVA KESELERİNİN TÜMÖRLERİ: Hava keselerinde tümörler seyrek olarak görülür. Hava keselerinde en çok rastlanan tümörler; melanom, lenfom, skuamoz hücre karsinomları, fibrosarkom, hemangiom ve hemangiosarkomlardır (Traub-Dargatz ve Brown 1997).

Klinik semptomlar:
Hava keseleri parotis bölgesinde şişkinlik, epistaxis, kranial sinir disfonksiyonları, solunum ve yutkunma güçlüğü gibi semptomlara neden olur ( Rush ve Mair 2004)

Endoskopik görünüm: Hava keselerinin endoskopik muayenesinde, tümörün bulunduğu hava kesesinin farengeal açıklığında kan veya mukus,  farenksin dorsal bölümünde farengeal boşluğa doğru sarkma, hava kesesinin içine girildiğinde ise tümöral yapılar görülebilir.